efendiler hangi ilerleme225

Tarih Boyunca Toplumların İmaj Sorunu !

Batı’daki “Türk” imajının çok olumsuz olması bizi yüzyıllar boyunca üzmüş ve öfkelendirmiştir.

Dahası, Avrupa’nın Türkler hakkındaki kötü yargıları, kimi Osmanlı devlet adamları arasında da yerleşmiş,  kendi başımıza hiçbir uygar gelişme gösteremeyeceğimiz gibi yaygın bir saplantıya da yol açmıştır.

Bu yüzden, Osmanlının son dönemleri Batı karşısındaki ezikliğin örnekleriyle doludur. Osmanlı başı her derde girdiğinde Avrupa’ya sığınmış, oradan yardım ummuş, ama her seferinde daha büyük kayıplar vermiş ve en sonunda parçalanmıştır.

Atatürk bu ezikliğe karşı direnen tek önderdir.

Atatürk Devrimi, Türklerin büyük bir kültür ve uygarlığa sahip,  köklü bir ulus olduğunu kanıtladı. Ona dünyada hak ettiği saygınlığı kazandırdı.

O saygınlığın son yıllarda hangi durumlara düşürüldüğü konusuna girmeyelim.

Halkların birbirleriyle ilgili yüzyıllar boyunca yerleşmiş kanıları vardır. Çoğunlukla yanlış olsa da yerleşik bazı izlenimlerin ifadesidirler.

Avrupa’da bizim bıraktığımız izlenimler kötü…

Peki; onların bizde bıraktığı izlenimler iyi mi?

Karşılığında biz de onlara ikiyüzlü, kötü niyetli, ahlaksız, şeytani düşmanlar diyerek rahatlarız.

 İyi özelliklerimizin onlarda olmadığıyla övünerek kendimizi tatmin ederiz.

Aslında ne öyledir, ne de böyle…

Kimsenin ötekine söyleyecek haklı ve gerçek bir tanımlaması yoktur.

*** *** ***

Diyeceksiniz ki; Batı’da yüzyıllardır süren bir Türk düşmanlığı yok mu?

Vardır.

Örneğin; bilim-sanat dünyasının en ünlüleri, aydınlanma çağının öncüleri yüzyıllardır Türkler için çok kötü sözler ettiler. Bu yanlış yorumlar o toplumlarda kök salacak şekilde yerleşti. Belki daha yüzyıllarca da kalacaktır.

Şu örneklere bakalım:

Martin Luther (1483/1576) “Türkler, Tanrı’nın öfkeli kırbacı, yakıp yıkan Şeytan’ın uşağıdır. Onları yenmek için önce efendisi Şeytan’ı yenmek ve Türkleri tek başına bırakmak gerekir. Şeytan ise bir ruhtur; topla, tüfekle, at ve insanla yenilmez… Bir Türkü öldüren vicdan azabı duymamalı, tersine Hıristiyanlığın düşmanını yok ettiği için vicdanı rahatlamalıdır... Eğer Samson gibi güçlü olsaydım, çaresini bulur her gün bir Türk öldürürdüm...”

Blaise Pascal (1623-1662) “Atalarından aldığı gelenekleri uygulayan bu kadar çok, inançsız kâfir Türk’le karşılaşmak ne kadar elem verici”

Voltaire (1694-1778) “Türkler ‘yağmacı ve cahildir. Güzel sanatları ve tarımı bilmezler. Kadınlara kötü davranırlar. “Türkler dünyanın en güzel, en büyük topraklarına sahiptirler. Küfür savurmak yerine o yerleri geri almaya çalışmak daha yararlı olmaz mı?”

Immanuel Kant (1724-1804) Türkler; “doğal gelişim için gerekli olan niteliklerden yoksun, ulus karakteri edinebilme yeteneğine sahip olmayan ve bundan sonra da olamayacak olan, Araplar ve İranlılar gibi çirkin insanlardır.”

Hegel (1770-1831) “Kaba saba olan Türkler, buluntu bir akla sahiptir. Kendi akılları olmadığı için, başkalarının aklına muhtaçtır”. “Türkler korkunç güçtür.”

Karl Marks (1818-1883

Türkler doğu barbarlığının temsilcisidir.” “Batı’nın Roma’sını (kapitalizmi) yıkacak olan devrim, Doğu’nun Roma’sının da (doğu feodalizmi) şeytani etkisinin üstesinden gelecektir”.

Friedrich Engels (1820-1895)

Avrupa’daki Türk varlığı ‘ayaktakımının egemenliğidir. “Bu varlık er ya da geç son bulacak ve Avrupa’nın en güzel toprakları bu ayaktakımının egemenliğinden kurtulacaktır. Türklerin uygarlık önünde engel oluşturan güçleri artık güçsüzlüğe dönüşecektir. Gerçek şu ki, Türkler ortadan kaldırılmalıdır...”

Bu ünlü kişiler, Batıdaki ulusların hiç biri hakkında bu kadar toptancı, bu kadar önyargılı olmamışlardır.

Bilim ve felsefede yere göğe konulmayanların- söz konusu milletler olunca- hiç de bilimsel olamadıklarını, önyargılı olduklarını görüyoruz!

19. yüzyılda Avrupa’da yunan hayranlığı doruğa çıktı. Ressamlar, şairler, yazarlar, bilim insanları bu akımın etkisiyle Türkler hakkında ulu orta olumsuz görüşler ortaya atmaktan çekinmediler. Türkler akılsız, uygarlıktan uzak, vahşi, cahildiler. Zaten Türkler hakkında yüzyıllar öncesinden gelen kötü fikirlere bu propagandalar eklendi. Yunan övgüsü doruğa çıktı. Tutsak Yunanistan’a ağıtlar yakıldı.

Viktor Hugo şiirler yazdı. Lord Byron ve Edgar Allan Poe Yunanistan’a gelip gönüllü olarak savaştılar. Byron orada öldü. (*)

*** *** ***

Bunlar ve daha niceleri Türkler hakkında gerçek olmayan, bencil-duygusal fikirlere sahip oldular. Bu fikir ve düşüncelerini de gururlanarak yazıya-şiire döktüler.

Ne kadar acıdır!

Aydınlanma çağının öncülerinin; dünyanın, insanlığın, bilimin geleceğine yön verenlerin, bazı konularda bu kadar akıl ve bilim dışı konuşup yazabilmeleri nasıl açıklanabilir?

Sorunun yanıtını şöyle verebiliriz:

En büyük bilimciler, en ünlü materyalistler bile bazı konularda fanatizmin, dogmatizmin etkisinden kurtulamamışlardır.

*** *** ***

Kendimize dönelim.

“Atalarımız, Türk büyükleri” diye övündüğümüz, kendileri soyca Türk olan Osmanlı padişahı ve ileri gelenleri, Türkleri “Etrak-ı biidrak” Aptal, akılsız, idraksiz Türk diye nitelediler. Araplar, Rumlar, Ermeniler, Yahudiler, Boşnaklar, Çerkesler ve diğerleri el üstünde tutulurken; Türkler, Çingeneler ayaktakımı sayılarak kentlerden uzak tutulmaya çalışıldı.

Dahası var: tarih boyunca kurulan Türk Devletlerinin tümünde, asıl kurucu unsur olan Türkler, sonraları yönetimden uzaklaştırıldı.  Kenarlara, dağlara, düşman sınır bölgelerine itildi. Etnik ayrımcılığı içinden Türk topluluklarına uyguladılar. Merkezi yönetimin zora girdiği, savaşların, karışıklıkların olduğu zamanlarda ise, kurtarıcı güç olarak kullandılar.

Bu yanlış, tarihteki Türk devletlerinin yıkılışının ana nedenlerinden biridir.

Tüm bu nedenlerle; Avrupalıların binlerce yıl düşman olarak tanıdıkları -kendi ülkelerinde bile hor görülen, aşağılanan Türklerle ilgili olarak-  doğru yargılarda bulunmalarını bekleyemeyiz.

*** *** ***

Düşmanı çok kötü ve haksız göstermek savaşın en yaygın taktiğidir.

Hem Türkler, hem de karşılaştıkları bütün kavimler bu propaganda yöntemini sürekli kullanmışlardır.

Acaba, insanlar ve uluslar birbirleri konusunda neden yalan-yanlış yargılarda bulunurlar?

Yanıt basittir:

Karşısındakinden zarar gördüğü, ya da ondan bir yarar sağlayamadığı için…

Dünyadaki bütün canlılar bir yaşam alanı bulmak ve korumak için savaşırlar.

Varlık nedenleri; yaşamak, çoğalmak, yaşam alanlarını genişletmektir.

Yeryüzü tarihi bütün canlıların yaşam alanlarına sahip olma ve büyütme mücadelelerinden ibarettir.

Bu kavga milyonlarca yıldır sürüyor, sürecek. Güçlü olanlar güçsüzleri yok edecek, ezecek, sömürecek… 

Hayatta kalabilenler ise sığınabildikleri yaşam alanlarına uyum sağlamanın yollarını arayacaklar.

Canlılar arasındaki bu kavga hayvanlar ve bitkilerde her an gözlemlenebilir.

Mikro organizmalara kadar inmeye gerek yok.

*** *** ***

İnsan toplulukları da on binlerce yıldır hem doğayla, hem de birbirleriyle savaşıyor.

Kimi toplumlar tarihten silindi. Yeryüzü insan hareketleriyle yeniden şekillendi.

İnsanlar sıcak çöllere, tropikal ormanlara ya da kutup bölgelerine oraları çok sevdikleri için yerleşmediler. Yaşamanın bir yolunu bulmak için gittiler.

Yaşadıkları yerlerin doğal gereklerine uygun yeni özellikler kazandılar. Yeni ve çok farklı alışkanlıklar, davranışlar, beslenme ve korunma şekilleri öğrendiler. Sosyal ilişkileri, dilleri, inançları değişti. Vücutları yeni coğrafyanın özellikleriyle evrime uğradı. Hastalıklarla kırıldılar. Bağışıklıklar kazandılar.

Afrika insanının siyah olması, Akdeniz insanının birbirine benzemesi, kuzey ülkelerindeki insanların açık renkli olması bir seçim değildir. Dağlık kesimlerde yaşayanların daha hareketli ve güçlü olmaları da öyle…

Doğaya, coğrafyaya uyumun sonuçlarıdır.

Bu gelişime uyamayanlar doğal olarak ayıklandılar.

*** *** ***

Anlatmak istediğime geliyorum.

Avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik yaşama geçen topluluklar el aletleri yapımında, üretimde, işbirliğinde ileri bir aşamaya ulaştılar. Göreceli olarak daha rahat yaşam koşulları yarattılar. Köyler büyüdü, birleşti.  Zamanla kent devletlerine dönüştüler.

Kırsal alanlarda kalan ve sürekli doğanın daha zor koşullarında yaşayan topluluklar ise, kentlerde üretilen mal ve hizmetlere ulaşmanın yollarını aramak zorunda kaldılar.

Bunu elde etmenin tek yolu ise saldırmak ve zorla almaktı.

Savaşlar, dışarıdan gelen kavimlerin bin yıllar boyunca yerleşik topluluklara saldırmaları ve ülkeleri ele geçirmeleri şeklinde sürüp gitti. Kültürler, uygarlıklar, farklı ırklar, kavimler birbirlerine karıştı.

Gerek Mısır’da, gerekse Mezopotamya’da kurulan devletler şehirlerin dışında kalanlara vahşi dediler.

Yunan site devletlerine göre Yunanistan dışında yaşayanlar vahşidir. Roma’ya göre Cermen kavimleri…

Çinlilerin bin yıl boyunca set yapmaları ve seddin arkasındaki bozkırlarda yaşayanları “vahşi” saymaları bundandır.

*** *** ***

Gerçekten bu insanlar vahşi midirler?

Yaşam ve doğa koşulları mücadeleci, hızlı, güçlü ve sert olmalarını gerektirmiştir.  Sayıları arttıkça, kuraklık, açlık baş gösterince,  ihtiyaçları olan eşya ve malların surların arkasında olması, onları ele geçirmelerine engel olamazdı.

Oysa; onların bir kültürü, kurdukları ve sağlam kurallara bağladıkları düzenleri vardı. Yiğitlik, mertlik, kadın-erkek birlikteliği, paylaşma-yardımlaşma önemliydi.

Kentlerde yaşayanların oyunlarını bilmezlerdi.

Yaşam koşullarının dayattığı büyük bir bozkır kültürüne sahiptiler.

Doğal yaşamın, iklimin değişmesi, kuraklık, başka kavimlerin saldırıları, nüfus artışı ve kentlerin albenisi bu savaşların ana nedenidir.

Bir başka neden de,  kent merkezli devletlerin her yere- her şeye sahip olma ve “vahşileri” köleleştirerek onlardan kurtulma siyasetleridir.

*** *** ***

Bin yıllar boyunca süren BU MÜCADELELERİN TEMELİNDE GÖRÜLECEĞİ GİBİ SÖMÜRÜ VARDIR.

Kişisel ve toplumsal savaşların tek nedeni; kendinde olmayana ya da daha fazlasına sahip olmak için başka insanların üretimlerine, emeğine, canlarına kast etmektir.

Bu savaş günümüzde de -görüntü değiştirerek- sürüyor.

Ülkeler ve toplumlar arasında, toplumsal sınıflar arasında sürüyor.

Çağımızda görülen tüm anlaşmazlıkların, toplum sorunlarının temeli artı değere el koyma, sahip olma, yani sömürü; yani başkalarının haklarına tecavüz etme niyetinin sürüp gitmesidir.

Günümüzdeki saldırganlara; çok uygar, çok gelişmiş, insana ve doğaya çok saygılı göründükleri için “vahşi” demiyoruz.

Oysa; yol açtıkları sorunların vahşetten başka bir adı yoktur.

Bugün; yokluk, yoksulluk, açlık, hastalık, çaresizlik milyarlarca insanı çaresiz ve çözümsüz bırakmış durumda…

Buna neden olanlar, ilkel dönemlerin” vahşi” denilen topluluklarından çok daha acımasız …

Bütün vahşi hayvanlar sadece karnını doyurmak için, ya da tehlike altında iken saldırır.

İnsan ise doydukça, ezdikçe, biriktirdikçe, daha fazlasına sahip olmak için saldırıyor…

Günümüzde vahşet, doğal dünyada değil, uygarlığın merkezindedir.

İskoçlar cimri, Almanlar çalışkan, Japonlar disiplinli, Araplar gevşek ve tembel, kuzey insanı soğuk, dağ insanı sert, Akdeniz insanı sıcakkanlı ise, bunlar yaşadıkları doğal çevrenin etkisiyle oluşan kimliklerinin bir parçasıdır.

Yaşam biçimleri, görünüşleri ve kültürleri de doğal koşullarla şekillenmiştir.

Hiç birini “vahşi” diye nitelemek doğru olmaz.

Asıl vahşet, -başkalaşım geçiren- uygar görünümlü insanımsı vahşilerin yaptıklarıdır.

*** *** ***

Sonuç olarak; Türkler ya da başka topluluklar konusunda varılan çoğu yargının aslı ve astarı yoktur.

Ulusların birbirleri hakkındaki olumsuz yargıları düşmanlıklar nedeniyle üretilmişlerdir.

Toplumlar arasındaki farklılıklar, olumsuzluk değil; doğal zorunluluklardan doğan kültürel renkliliklerdir.

Batılıların Türkler hakkındaki; Türklerin batılılar hakkındaki; ya da farklı dinlere inananların birbirleri hakkındaki fanatik görüşleri – ne kadar köklü olursa olsun- yanlışlarla, yalanlarla doludur.

Geleneksel düşmanlıklara, önyargılara ve bunlara bağlı yorumlara itibar edilmemelidir.

Ulaştığımız bilgi çağının olanaklarıyla bunu başarmak hiç de zor değildir.

Düşmanlıklar bütün halklar için kötülük demektir.

Çıkarı olanların koydukları engelleri aşmak, kurdukları tuzakları yıkmak; uygar bir toplum olmanın önündeki en büyük engeldir.

Altan ARISOY – 10 Nisan 2020

*) Avrupa Kültüründe Türkler, Metin Aydoğan.

İmaj: görünüm, izlenim, kanı, kanaat,  imge.

Son Yazılar